BİR 5 ARALIK ELEŞTİRİSİ

BİR 5 ARALIK ELEŞTİRİSİ
Necla Arat

5 Aralık 2022 Türkiye’de kadınların siyasal yaşamda yer almalarının, seçme ve seçilme haklarını kazanmalarının 88. Yıldönümü.

Mustafa Kemal Atatürk’ün ve devrimci arkadaşlarının gerçekleştirdikleri aynı zamanda hem simgesel hem olgusal anlam taşıyan “Kadınlar da siyasette” atılımı, o günlerde 18 kadın Milletvekilini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşımıştı. Ne var ki Mustafa Kemal’in çok önem verdiği bu Devrimin bağnazlıkla hesaplaşması, dinsel inancı Laiklik ile kişiselleştirmesi gerekiyordu.(Bu gereklilik, günümüzde de güncelliğini sürdürüyor)

Ülkemiz kadınları, siyasal haklarına genç Cumhuriyet’in Laik Hukuk Devrimi ile kavuştular. Türkiye’de kadınların insan haklarının temelinde Türk Medeni Yasası ve laik hukuk düzeninin bulunduğunu hiç kimse yadsıyamaz.

Kadınlar için bir yeniden-doğuş sürecini başlatan laiklik ve laik hukuk düzeni, çok-eşliliğe, çocuk yaşta evliliklere son vermiş; Kız çocukların ve kadınların mirasta ve yargı önünde eşit olduklarını kabul etmiş; boşanmaları belli yasal koşullara ve yargıç kararına bağlamıştı. Laiklikle birlikte ,tüm meslek, sanat ve bilim alanları kadınlara açılmış; kız çocuklara eğitimde fırsat eşitliği sağlanmıştı. Böylece kadınlar, özel alandan, ev-içinden kamusal alana çıkabilmişlerdi.

Bu nedenle siyasal hakların kazanılmasına ilişkin yıldönümleri, aynı zamanda biz kadınların, laiklikten ödün vermeme konusundaki kararlılığımızı bir kez daha ve daha da güçlü bir şekilde dile getireceğimiz günlerdir.

5 Aralık’larda genellikle istatistik dökümler yapılıp kadınlarımızın parlamentoya katılım oranlarına dikkat çekilir, kadın milletvekili sayısının artırılma yöntemleri tartışılır. Oysa, önemli olan, kadınların Parlamentodaki sayısal varlıkları ya da konumları değil, kadın haklarından yana yaptıkları somut işler ve laikliğe ilişkin açık, cesur ve kararlı tutumlarıdır. Kadın haklarının da demokratikleşmenin de temelinde laiklik olduğu asla unutulmamalıdır.

Eğer bir ülkede laiklik ilkesi anayasal düzen (!) içinde siyasal iktidar tarafından ciddi bir şekilde çiğneniyorsa, Parlamentoda 8 veya 80 suskun ya da boyun eğmiş kadının bulunması hiçbir şey ifade etmez. Örneğin, kadına yönelik şiddetin önlenmesini konu alan ve hukuksal bağlayıcılığı bulunan ilk Uluslar arası Sözleşme olan İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’nin Cumhurbaşkanı tarafından iptal edilmesi sürecinde Parlamentodaki çok sayıda AKP’li kadın milletvekilinin suskunluk ve tepkisizlikleri bu durumun apaçık kanıtıdır.

Ayrıca, Çağdaşlaşma sürecinin her aşaması ile hesaplaşmayı sürdüren bağnazlar, yalnız İstanbul Sözleşmesi’nin değil, “Ailenin temelini sarstığını “ öne sürdükleri Türk Medeni Yasası’nın , Türk Ceza Yasası’nın, CEDAW Sözleşmesi’nin ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Yasası’nın da iptal edilmelerini istemektedirler.

Bağnazların hedeflerinde Anayasa’nın 10. Ve 41. Maddeleri de bulunmaktadır. Bu ve benzeri yakın tehlikeler söz konusu iken , toplumumuz kadınları ve kadın kuruluşları, her 5 Aralık’ta yineledikleri “ Parlamentoya hangi sayısal oranlarda katılacakları” tartışmasından önce, bir araya gelerek hangi ortak paydaları, tarihsel değerleri, demokratik hak ve idealleri savunacaklarını belirlemelidirler. Her şeyden önce de yeniden-doğuşlarını sağlayan laiklik idesini ve laik hukuk düzenini, yasaları İslami referanslara göre düzenlemeyi sürdüren iktidara karşı korkmadan, çekinmeden savunabilmeli; Çağ dışı eğilimleri yadsıyan toplumsal direnişin öncüleri olmalıdırlar.

Çünkü “Türkiye’ de laiklik sorunu olmadığını” öne sürüp bu kavramı CHP’nin söylemlerinden sürgüne gönderen muhalefete karşın, karşı-devrimin ayak sesleri, artık okul-öncesini de kapsayarak büyümeyi sürdürmektedir.

Anayasa’nın 10.Maddesi : “ Kadılar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.”

Anayasa’nın 41.Maddesi : “ Aile Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.”